Ocak 28, 2010

Older Chests

...so pass me by, I'll be fine
just give me time,
time, there's always time
on my mind...

Ocak 20, 2010

Ruhen aldatılmak pek bir içsel durumdur aslında.Bazen o kadar yaşanılmıyor durumda olunur ki aldatıldıktan sonra; neyi ne zaman hissettiğinizi bile karıştırırsınız böyle bir şey ile karşılaştığınızda..
O günlerden birini atlattık genç bir oyuncuyla.Günlerden pazartesi..Hava kararmak üzere camın yanında durup uzaklara doğru baktı.Kimsenin göremeyeceği kadar uzaklara..İçine çekebildiği kadar hava çekti ve bir sigara yaktı gözlerini ayırmadan uzaklardan. Hayatımın kusursuz ama bir o kadar sıkıcılığı baştan beri takılmıştır pazartesilere.Bu sefer de ona ayırdım bu özel günü ve gözlemledim.Pek konuşmadım aslında.. Monoton sesindeki baş harflerin vurgularına takıldı kulağım çoğu zaman onlarla oynadım.Şarkıyı mırıldanıyordu.Yaklaştım, birkaç adım gerisinde durdum.Yakından dinledim dumanlar içerisinde..Güzel bir şarkı açmıştı eskilerden, beni etkiler.Bunu biliyor.Sorgularının büyüklüklerini biliyordum.Söyleyeceklerinin çoğunu da..Söze başlayacaktı sanki ama yüzünü göremiyordum.Belki de tartıp biçiyordu diyeceklerini...Uzaklaştım bir viski bardağı aldım masadaki viskinin yanına koydum içine döktüm bir parça ve yudumladım. Benimde arkam dönüktü şimdi ona.Ben boşluğa bakıyordum. Onunki kadar derin değildi bana yalnızca bir boşluktu.Sadece adı bu.. Ne kaybetmiştik şu ana kadar? Düşüncelerimden bunlar geçti bir anda ve bir anlık hızlı kalp çarpması. Aynı anda birbirimize döndük. Bana doğru yürüdü arkamda duran tablaya söndürdü sigarasını. Sarılmak istemedim.Yüzünde parçalanmış bir şeyler.. Burukluk. Sarılmamı istedi. Tek oynamadığı bendim oysaki hayatında. Gerçekten yaşıyorduk dostluksa dostluktu ya da adı neydiyse.Bundan sonra ne bitiyordu hayatımızda..Sadakat.
Nefesini çekti ve biraz durdu sonra geri çekildi.Ruhum bir daha uzandı boş yatağa,ellerim bir daha kalemlere gitti. Tam olarak bu sahneleri görüyordum.Parçalanan beni görüyordum bir daha.. Seni kaybetmek bir şeyler daha aldı benden.Montumu giydim, şapkamı geçirdim kafama. Yüzümü buruşturduğum anda ağlamaya başlayacaktım.Roller varsa bile ben oynamayacaktım. Benim birkaç dakika önce baktığım boşluğa bakıyordu.'Görmen imkansız,bunu biliyorsun' dedim..Hızlıca kapıya yöneldim. Duyduğum tek şey derin bir sessizlik..Ne olmuştu sanki? Kaybedişler, kayboluşlar.. Onu son görüşümdü..




Ruhum bedenimden önce yatağıma düşüyor.Seni özlüyorum hemde çok.
Susmam işe yaramıyor hararetle düşünüp duran ruhumu hep aldatıyorsun zaten.

Ocak 19, 2010

Marslı Soytarı

Bir gülün etinden, siz, iplik iplik;
Bir esrar sökseniz, bu kalbim midir..?
Gözyaşımdan kopup gelen bu sürme kirpik,
Açmış bir taçyaprak değilse nedir?

Büyülü bir yapraktan dökülmüş gibi,
Bütün kederimdir, bu bende, oyuk,
Bu oyuk göklerin dibinde miydi,
Yoksa neden bu kadar sessiz ve soluk?..

Düşünürüm bir an, yokluk bir parça;
Direnmem, her şeyden soğur bu ruhum,
İçine kapanmış rüyalarımla, güya,
Bu hepsi ebedi, hüzünleri korurum!..

Dylan Thomas

Ocak 11, 2010

We never know who we are


a perfect stranger or a bastard? who knew...

Ağzı açık paralellik

Kerane geçidi
Saat ilerliyor öğlen gibi şimdi
Büzük ağızlar köşelerine çekilmiş

Çiziktirmek güzel gelmeye başladı
Tam ritimler tutturmuşum derken
Ellerim kaleme kağıda ilişiveriyor
Gözlerimin altı mosmor belkide bikaç saatlik kestirmeliyim
Aynalar gözlüklerini tak diyorlar

Biraz uyudum.
Yine yazasım geldi
Rüya gördüm bi etkisinden çıkarsam..
Bi dakka



Kepaze hatunlar
Penceremden içeri boş gürültüleri giriyor
Gözüken rıhtımları şimdi sis mi sarmış ne
Yalancı hava oyun oynuyor
Bir bulutlu bir şahane güneş
Bir deli esen rüzgara karışıyor

Elma şekerlerim masamın üzerinde
Buzdolabında da fazla bi donmuşlar tekrar çıkardım dışarı

Geçen gün takıldı yine aklıma..
Ne olucak benim ağzı açık düşüncelerim?
Ne olucak benim bu halim?
Bir güç itiyor beni ondan bundan geri
Sanki yine hayalin bedenin yükseliyor
Geri geliyor
Vazgeçiyorum
Ve şimdilik ellerim duruyor.

Ocak 02, 2010

Aynı naynı maynı


Uyurum
Sabah olur,uyurum.
Ayağımda derin kesikler
Olması gerektiği gibi gitmeyen işler
Doyamadığım sabah
Doyamadığım gün ışığı
Merhaba yeni aydınlanan gün
Merhaba kardanadam
Merhaba sabahın kıç koklayan melekleri
Uzaktan kumandasına basar bir erkek bir kadının
'Click' sesi gelir
Kadın aydınlanır.Keriz gibi gülümser, bulaşıkları yıkar, ortalığı toplar
Her şey süregelen, her şey dağınık, her şey olması gerektiği gibi..
Bana dediğin gibi bir zamanlar
İnanmak istemesem de
Her şey aynı her şey eskisi gibi.
Sadece kafamın ağırlığını daha çok hissetmeye başlıyorum
Gündengüne daha çok
His_
setmeye başlıyorum.

Yaşasın Yaşam



Evrende çıkarımlarını bırakan kadın
Seni arkamda bırakıp gidemiyorum
Hayatları öyle birleştiren bir gücün var ki
Duygularında bırak seninle kalsın
Büyülü yaşamlar elveda
Gösteriş, evrenin dolu yalanları elveda
Büyük gelecekler geçmişi bu kadar kolay yıkarken
Yaşasın maviler ve güzel ölümler
Yaşasın yaşam
Yaşasın aşkların kara kaşlı güzeli

Mükemmel portren; ruhun
Ölüm sadece bir yatırım acılarına, ağrılarına
İçine gömdüğün bebeklerine
Ömrümün yarısını geçirdiğin kırmızı yatak

Daha niceleri dolanıyor beline
Güzel vücuduna bağlanan korselerine yaptığın sardunyalar, kelebekler
Üzerine yerleştirdiğin sevimli çocuk

Aşk denen yalana sırtını yaslıyor gelecek
Ellerin
Ve yüzün o kadar güzeller ki
Şimdi binlerce kentlerimdesin
Yüzünü boynuma yasla güzel kadın
Yasla nefesini hissedeyim
Bacaklarını belime dola Frida
Dola ki seni böyle de görebileyim

Gündüzleri soğuk Frida
Hiç olmadığı kadar soğuk artık
İçimde yetişen aşkların binbir renklisi var
Beni soğurur, dondurur kelebeklerimi..

Frida Kahlo's



Ocak 01, 2010

Burn it blue


Burn this night
Black and blue
So cold in the morning
So cold without you