Alışmak bir yere
insanlarına, hayatlarına, fotoğraflarına.
Sonra çekip gitmek hepsini bi yana bırakıp
Hissetmek sözleri kulaklarında defalarca, sayfalarca anlatmak defterlerinde onları,
gözlerinin yaşlarla dolması ve anımsamak ister istemez hepsini tek tek...
Bu soğuk, bu şehir bana hiçbir şey ifade etmiyor
Onlar yok, onlarsız.
Yüzler arıyorum.
Kimliklerini kaybetmiş yığınla hayat arasından
Ölü kelebekler mavi rüyalarda.
Seni seviyorum diyor hepsi kulaklarına.
Aldırmıyorum ne yaptıklarına
Bir balon bağlıyorum
Kırmızı balon.
Belki bir gün yanına ulaşır.
Anımsa o zaman
Mavi rüyalarda.
http://fizy.com/#s/1m1b3a
Aralık 24, 2010
I'm Jim Morrison, I'm Dead
Kaçmak
İleriden, geriden
kaçıp kurtulmak herkese mahsus değil
diğer dünyalarda.
Dün, ızdırapların tükenmiş nefesleri
yolculukların karanlıklara doğru yol aldığı
gözlerimizi kapadığımızda
kimin varlığını hissettiğimiz yanımızda
bugünü yaşayabilip yaşayamadığımız...
var olup olmadığımızı hissettiğimiz kişiyiz.
ya ölüyüz ya da diriyiz.
Aralık 20, 2010
Aralık 19, 2010
Aralık 18, 2010
Tell me
Gece gece düşünceler bir bir;
yine ben yazmak istemesemde çıkıvericekler
kendiliğinden
nasılsa
ağzımdan onlar
tanımadığım bir şehirde,
hiç olmadık bir saatte,
biliyorum
yine çok aptalca
seni düşünüyorum
neye dayanarak diye sorma
hiç bi zaman bi sığınak bulamadılar kendilerine
biliyorsun.
şimdi söyle sanki şarkılarda aramıyor muyuz birbirimizi
soğuk duş, sıcak düş
bilemedin bir sütlü kahve, bir nutellalı ekmek.
yine filmler benim,şarkılar senin olsun.
bilgisayar açık.
ne kazandım
yalnızlığıma sarılıyorum.
yalnızlığınla uyuyor musun hiç son zamanlarda.
sen nereden bilirsin
sanki...
ne zaman önemli oldu ki bizim düşüncelerimiz...
iyi geceler.
yine ben yazmak istemesemde çıkıvericekler
kendiliğinden
nasılsa
ağzımdan onlar
tanımadığım bir şehirde,
hiç olmadık bir saatte,
biliyorum
yine çok aptalca
seni düşünüyorum
neye dayanarak diye sorma
hiç bi zaman bi sığınak bulamadılar kendilerine
biliyorsun.
şimdi söyle sanki şarkılarda aramıyor muyuz birbirimizi
soğuk duş, sıcak düş
bilemedin bir sütlü kahve, bir nutellalı ekmek.
yine filmler benim,şarkılar senin olsun.
bilgisayar açık.
ne kazandım
yalnızlığıma sarılıyorum.
yalnızlığınla uyuyor musun hiç son zamanlarda.
sen nereden bilirsin
sanki...
ne zaman önemli oldu ki bizim düşüncelerimiz...
iyi geceler.
Kasım 10, 2010
Kasım 09, 2010
The Diving Bell and the Butterfly
Jean-Dominique Bauby,8 Aralık 1995 günü, beyin kanaması sonucunda derin bir komaya girer. Komadan çıktığında, bütün vücut fonksiyonlarını yitirmiştir. Tıpta, 'locked-in syndrome' adı verilen hastalığa yakalanmıştır. Hareket edememekte, yardım almaksızın konuşamamakta, yemek yiyememekte, hatta nefes alamamaktadır. Felçli vücudunda sadece bir gözü hareket etmektedir. Bu onun dünyayla, insanlarla ve yaşamla tek bağlantısıdır. Ölümüne dek süren bu ıstırap dolu umutsuz haftalar boyunca yılmadan, tek iletişim kanalını, hayati organi gözünü kullanarak insanlara ulaşmayı başarır. Yardımcısıyla birlikte geliştirdiği yöntemle, sayfalar dolusu yazı dikte ettirir ve sonuçta bu mucize kitap ortaya çıkar. Jean-Dominique Bauby, bize dalgıç elbisesi giymiş kelebeklerin uçuştuğu, tüyler ürperten bir dünyadan kartpostallar yolluyor. Düşünceleri, gün geçtikçe acı ve düşkırıklıklarıyla doluyor. Geriye kelimelerden başka tutunacak dalın kalmadığı bir hayatta bu düşüncelere hak vermemek elde değil.
Elbette kitabını okumaktan çok daha büyük zevk aldım ve tavsiyem her zaman olduğu gibi kitabını okumadan filmine geçmemeniz. Hayata dair öğreneceğiniz çok şey olacak ama yine de filmin fragmanını da bir göz atabilirsiniz...
http://www.youtube.com/watch?v=G69Zh7YIg8c
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
