Ekim 25, 2009

TALIBAM! bamm bamm {Bant röportajı}

New York’lu ikili Talibam!

+ Bu isim nasıl size yapıştı, öğrenebilir miyiz?

MATT: 2001 yılında Amerika’nın Afganistan’ı bombaladığı ilk gün NY POST’ta yayımlanmış bir başlıktan geliyor ismimiz. Korkunç bir başlık ve dilin iğrenç bir kullanımıydı bu. Biz de bu ismi alarak anlamını ve çağrışımlarını değiştirmek istedik. Şimdi insanlar bu kelimeyi görünce bombalar yerine New York’ta müzik yapan iki tuhaf tipi düşünüyor.

KEVIN: NY POST muhafazakar zenginlerden Rupert Murdoch’a ait. Bir sonraki günün başlığı da “KABULLSEYE” idi. Basını ve anahtar kelimelerin damgaladıklarını eleştirmek bir kenara ismimiz aynı zamanda Amerika’nın dış ilişkilerine duyduğumuz nefreti de temsil ediyor.

+ Spontanlık müziğiniz için nerede duruyor? Ne kadarı spontan ve ne kadarı değil?
M: Bu turne için 35 şarkılık bir konser listemiz var. Ama bizim grubumuzun en keyifli tarafı her gece şarkıları farklı bir hisle ya da farklı bir tarzda çalabilmemizde yatıyor. Müzik keşif yapmak için çok elverişli. Böylece her gece aynı şeyi çalarak sıkılmıyoruz ve kendimizi sıkışmış hissetmiyoruz.

K: Plastik kompozisyonların engellerinin giriş ve çıkışlarının pazarlığını dilediğimiz gibi yapabiliyoruz. Talibam!, farklı gözüken prensip ve bağlamların plansız bir şekilde karışmasına işaret ediyor. Kendi bestelerimizi yeniden yorumladığımız, nasyonalist grup psikolojisinin sahteliğini eleştirdiğimiz, kendini geliştirme operasyonlarının sosyo politik ve çevresel ahlakını, alfa-insan teoristlerin kanunun kendiliğinden şartlanmış köleleri haline gelişini sorguladığımız bir şey.

+ Emprovizasyonun farklı şekil ve yöntemleri var. Enstrümanlarında çok iyi olan bir ikili olarak sizin emprovizasyon anlayışınızın cazibesinin arkasında ne yatıyor? Benimsediğiniz ve emproviazyonun nasıl yapılması gerektiğine dair kafanızda belirli fikir ve metodlar var mı?

M: Eğer seyirci önünde emprovizasyon yapacaksanız enstrümanınız hakkında bilgi sahibi olmanız şart. Böylece izleyiciyle doğrudan bağlantılar kurabilir ve müziği sadece kendi iç dünyanıza doğru bir keşif yolculuğu olmaktan kurtarabilirsiniz. Onu yatak odanızda yapmanız daha iyi olur. Ben insanların seyirci önünde eğlenmelerini izlemeyi seviyorum ve biz de bunu yapmaya çalışıyoruz.

K: Sanırım iyi bir emprovizasyon doğal olarak janr, bağlam ve stil olarak algılanan şeylerle örtüşür. Teknik icraların yeterli değişimi ve ileri yöntemler, bir timsahın ölü taklidi yapması misali yetiştirilmiş ve yetiştirilmemiş ses çıkışı kabiliyeti önemli. Bir diğer önemli şey de estetik fikrin sınırlarının dışında durmak, mümkün olan bir dolu fırsattan bihaber olarak tek bir yönteme takılıp kalmamak. Biz tarihsel süreçle kanıtlanmış bir yöntemle ya da seyircinin beklediği ve kabullendiği bir şekilde emprovizasyon yapmakla ilgilenmiyoruz. Grup ve seyirci aynı fikre sahip olunca müzik henüz konser başlamadan ölmüş oluyor. Usta müzisyenler tarafından icra edilebilir, ama biz evrensel grup cazibesiyle kişisel tatmini destekleme fikrini sevmiyoruz. Biz daha ziyade fikirlere sahip olmayan bir müziğin peşindeyiz. Ben bazen nefret ettiğim şeyler çalıyorum. Daha çok estetik bir disiplin, insanın bulduğu ve kabullendiği dersleri yok etmeye yönelik. Çok fazla müzik ve sanat insan duygularının kaygılarını vurguluyor. Ben birinin değerli fikirlerinin ötesindeki, dışarıdaki gerçeklikle kurduğu ilişkiyi gölgeleyen, kendini geliştirme ve senaryoyu kişiselleştirme adına olan sığ tuzakları yok etmek istiyorum.

+ Kendinizi yakın hissettiğiniz ve benzer perspektife sahip olduğunuza inandığınız müzisyenler, gruplar ve sahneler var mı?

M: Biz kocaman ve derin bir suda yüzen, birçok grupta birçok arkadaşı olan insanlarız. Ama yine de bizimle benzer şekilde çalışan insanlar bulmakta zorlanıyorum. Sevdiğimiz kişilerden bazıları: New York’tan Peter Evans, Cooper Moore, Up died sound, Zs, Child Abuse… Avrupa’dan Chops, Api Uiz, Headwar, Ovo, Vialka, But God Created Woman, Hiroshima Rocks Around.

K: Ben geniş çerçevede müzikal beceriye sahip olan ve bu sayede ses ve müziği o kadar da gerekli kılmayan yetenekli müzisyen ve bestekarlara ilgi duyuyorum. Kültürel anlamda farkındalığa sahip gruplarda çalışan, üzerlerine minik güzel kendiyle takıntılı programlar giymemeyi seçmiş, ikonlaşmış figürlerin damarlarını manipüle etmeyi bilen, popüler şarkı yazarları tarafından getirilmiş harmonik ve sahneye ait metodolojileri anlayan ve sorgulayan insanları seviyorum. Ben bir grupta olmanın ne anlama geldiğini sorgulayan grupları seviyorum. Sınırları zorlamayı sorgulayan, var oluşu öğrenilmiş olandan ziyade süreçte yatan gruplar ilgili çekiyor. Son zamanlarda sık sık Stockhausen’in 50’lerden kalma solo piyanosunu dinliyorum.

+ Eğlenmeyi seven bir grupsunuz. Müzikte şu an en sıkıcı bulduğunuz şeyler neler?

M: Ben bir minibüsle gelip tüm ekipmanı kirlanmış olan ve rock yıldızı gibi davranan ve kendini bir şey sanan grupları çok sıkıcı buluyorum. Ben müzikte bir drone ve ritimden daha fazlasını arıyorum. Özellikle de kolej eğitimli beyaz çocuklar tarafından icra ediliyorsa…

K: Sorgusuz sualsiz takılan grupları çok sıkıcı buluyoruz.

+ Plak şirketlerinden yayınlananlar dışında kendinizin albüm hazırladığı da oluyor. Hala kendi hazırladığınız albümler var mı? Yeni bir tane hazırlama planı var mı? Talibam!’ın ajandasında neler yazıyor?

M: Bu turne için yanımızda elle numaralandırılmış ve sınırlı sayıda üretilmiş üç CD’lik bir Live Talibam! setimiz var. Her CD 60 dakika ve içinde iki konser barındırıyor. Delirmek ve hayat boyu yetecek kadar Talibam! isteyenler için… New York’ta ve başka yerlerde yeni albüm kayıtları üzerinde de çalışacağız. Tabii turneden dönünce. Talibam! Hard Vibe Trio olarak saksafoncu Jon Irabagon ile ortak bir şeyler yapma planı ve “Talibam! goes to bed with Sam Kulik and discovers Atlantis” adı altında tromboncu Sam Kulik ile kayıt yapma planı var. İkili olarak da “Puff up the volume” ve “Corpse Riot” adlı iki parti albümü üzerinde çalışacağız.

K: Aynı zamanda tatiller için multimedya bir tiyatro gösterisi üzerinde çalışıyoruz. Bu senenin sonuna doğru yayınlanacak olan The Peeesseye + Talibam! CD’si var. Ocak ayı için bir Kaliforniya kış turnesi planlıyoruz ve Mart’ta da onuncu Avrupa turnemizi yapmaya hazırlanıyoruz. Nisan’da da bir Japonya turnesi olacak. Mayıs’ta ise yeniden bir Avrupa turnesi. Tüm bunlar olurken her ikimiz de farklı gruplarda çalıyor ve müsrif yaşam tarzları icra ediyoruz.

Hiç yorum yok: